banner image
Press Release

Yeni Vergi Kanun Teklifi Meclise Sunulmuştur

“Vergi Usul Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Teklifi 1 Ekim 2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.

Söz konusu Teklif, yürütme ve yürürlük maddeleri dahil toplam 64 maddeden oluşmakta olup,

- Vergi Usul Kanunu

- Gelir Vergisi Kanunu,

- Kurumlar Vergisi Kanunu,

- Katma Değer Vergisi Kanunu,

- Damga Vergisi Kanunu ve

- Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yapılması öngörülen değişiklikleri içermektedir.

 Buna göre;

1) 4 üncü Geçici Vergi Döneminin Kaldırılması ve Kurumlar Vergisinin Ödenmesi

Geçici vergi; Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120 nci maddesinde düzenlenmekte olup, üçer aylık dönemler (üç, altı, dokuz ve on iki aylık dönemler halinde toplam 4 dönem) halinde hesaplanmaktadır.

Söz konusu Kanun Teklifi’nin 10 uncu maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120 nci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, cari vergilendirme döneminin ilk dokuz ayı, üçer aylık dönemler itibarıyla geçici vergi dönemleri olarak belirlenmektedir. Buna göre, cari vergilendirme dönemi içerisindeki üç, altı ve dokuz aylık periyodlar üçer aylık dönemler itibarıyla geçici vergi dönemleri kabul edilmektedir. İlgili takvim yılı veya hesap döneminin son üç aylık dönemi ise geçici vergi dönemi kapsamında sayılmayacak, madde kapsamındaki mükellefler tarafından bu dönem için Geçici Vergi Beyannamesi verilmeyecektir.

Buna göre geçici vergi dönemleri 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren aşağıdaki gibi olacaktır:

Birinci geçici vergi dönemi: Ocak - Şubat - Mart

İkinci geçici vergi dönemi: Nisan - Mayıs - Haziran

Üçüncü geçici vergi dönemi: Temmuz - Ağustos - Eylül

Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Beyannamesi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14 üncü maddesi uyarınca, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen 4 üncü ayın (hesap dönemi takvim yılı olanlar için Nisan ayı) 1 inci gününden 25 inci günü akşamına kadar verilmektedir.

Söz konusu düzenleme kapsamında Kanun Teklifi’nin 60 ıncı maddesi ile kurumlar vergisi beyan sürelerinde de düzenlemeye gidilerek, Kurumlar Vergisi Beyannamesinin hesap döneminin kapandığı üçüncü ayın (hesap dönemi takvim yılı olanlar için Mart ayı) birinci gününden yirmi beşinci günü akşamına beyan edilmesi öngörülmektedir.

Başka bir deyişle, Kurumlar Vergisi Beyannamesi Nisan ayı yerine Mart ayında verilecek ve yine Mart ayı sonuna kadar ödenecektir.

Söz konusu değişiklik, 2022 yılı vergilendirme dönemine ilişkin verilecek beyannamelerden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir. Buna göre, 2021 yılında verilecek beyannameler açısından bir değişiklik söz konusu olmayacaktır.

2) Vergiye Uyumlu Mükelleflerde Vergi İndiriminden Faydalanabilme Şartlarının Kolaylaştırılması

Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi sağlayan düzenleme Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121 inci maddesinde düzenlenmektedir. Bu düzenleme uyarınca, belirlenmiş mükellefler hariç olmak üzere, ilgili kanun maddesinde sayılan şartları taşıyan mükelleflerin, Yıllık Gelir veya Kurumlar Vergisi Beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5'i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilmektedir (Hesaplanan indirim tutarı, her hal ve takdirde 2021 yılı için 1.500.000 TL’den fazla olamaz). Söz konusu indirimden faydalanabilmek için gerekli şartlardan biri de indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmamasıdır.

Bu Kanun Teklifi’nin 11 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 121 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklik uyarınca, indirimden yararlanma koşulu olan indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki iki yılda haklarında tarhiyat yapılmamış olması koşulu, yapılan tarhiyatların kesinleşmesine bağlanmaktadır. Dolayısıyla belirtilen süre içerisinde haklarında tarhiyat yapılmış olmakla birlikte tarhiyatın kesinleşmemiş olması halinde de mükellefler anılan indirimden yararlanabileceklerdir. Bununla birlikte, söz konusu süre içerisinde kesinleşen tarhiyatın yukarıda belirtilen ve her sene yeniden belirlenen indirim tutarı üst sınırının %1 inden az olması durumunda da indirimden yararlanma şartları ihlal edilmiş sayılmayacaktır.

Ayrıca, indirimden yararlanmak için ilk aşamada ilgili yıllar itibarıyla kesinleşmiş tarhiyat olmaması kuralı getirildiği için, yapılan tarhiyatın indirimden yararlanıldıktan sonra kesinleşmesi durumunda yararlanılan indirimin mükelleften geri alınmasına ilişkin hüküm madde metninden çıkarılmaktadır.

3) Gelir Vergisi Beyannamesinin Verilme Süresinin Bir Ay Öne Çekilmesi

Gelir Vergisi Kanunu’nun 92 nci maddesine göre, bir takvim yılına ait beyanname;

-İzleyen yılın Mart ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar,

-Gelirin sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan ibaret olması halinde ise izleyen yılın Şubat ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar verilmektedir.

Kanun Teklifi’nin 7 nci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 92 nci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, bir takvim yılında elde edilen gelirlerin Mart ayı yerine Şubat ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi düzenlenmektedir.

Ayrıca, basit usulde vergilendirilen mükelleflerin ticari kazançlarının gelir vergisi istisnası kapsamına alınması nedeniyle, bu mükelleflerin Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi vermelerini düzenleyen hüküm madde metninden çıkarılmaktadır.

4) Enflasyon Düzeltmesi Koşullarının Oluşmadığı Dönemlerde Yeniden Değerleme İmkanı Getirilmesi

Yeniden değerleme uygulaması 1 Ocak 2004 tarihine kadar Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesinde düzenlenmekteydi. 30 Aralık 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5024 Sayılı Kanun ile 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, “Yeniden Değerleme” başlıklı mükerrer 298 inci maddenin başlığı “Enflasyon düzeltmesi ve yeniden değerleme oranı” olarak değiştirilmiş ve ilgili madde hükmünden yeniden değerleme uygulaması kaldırılmıştı.

7326 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin  Kanun’un 11 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun geçici 31 inci maddesine eklenen 7 nci fıkra ile 31 Aralık 2021 tarihine kadar şirketlerin aktiflerinde bulunan taşınmazlar ile amortismana tabi iktisadi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutarak (Yİ-ÜFE değerine) bugünkü değerine getirilmesine imkanı sağlanmaktadır. Ayrıca değer artışı tutarı üzerinden %2 oranında vergi hesaplanmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 31 inci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesi başlığının “Enflasyon düzeltmesi, yeniden değerleme oranı ve yeniden değerleme:” şeklinde değiştirilmesi ve maddeye tekrardan, yeniden değerleme uygulamasını getiren bir fıkra eklenmesi öngörülmektedir.

Buna göre, tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefleri (enflasyon düzeltmesi yapanlar ile kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler hariç) enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla, bilançolarına dahil bulunan amortismana tabi iktisadi kıymetlerini (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları bazı şartlar doğrultusunda yeniden değerleyebileceklerdir.

5) Amortisman Uygulamasında Gün Esası ve Amortisman Sürelerini Uzatabilme İmkanı

Amortisman süresi, iktisadi kıymetlerin aktife girdikleri hesap döneminden itibaren başlamakta ve iktisadi kıymetler T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit ve ilan edilen faydalı ömürlerine göre amortismana tabi tutulmaktadırlar.

Kanun Teklifi’nin 34 üncü maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 320 nci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, işletme aktifine yeni kaydedilecek amortismana tabi iktisadi kıymetler için aktife girme tarihinden itibaren günlük esasa göre amortisman ayrılabilmesi bir seçimlik imkan olarak mükelleflere tanınmakta ve bunun yanı sıra daha uzun faydalı ömürler dikkate alınarak amortisman sürelerini uzatabilme imkanı getirilmektedir.

Buna göre;

İşletme aktifine yeni kaydedilecek amortismana tabi iktisadi kıymetler için faydalı ömür süresinin gün olarak hesaplanmasında, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığınca yıl olarak tespit ve ilan edilen faydalı ömür süreleri 365 ile çarpılmak suretiyle belirlenecektir.

Mükelleflere, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen faydalı ömür süresinin iki katını ve elli yılı aşmamak, her yıl için aynı nispet uygulanması şartıyla, daha uzun faydalı ömürler dikkate alınarak amortisman sürelerini uzatabilme imkanı getirilmektedir.

Örneğin; halihazırda jeneratörler 10 yılda amorti edilmekte olup yapılacak düzenlemeyle amortisman süresi 20 yıla kadar uzatılabilecektir. Bu durumda her yıl %5 amortisman oranı dikkate alınacak ve bu şekilde belirlenen amortisman süresi ve oranı, izleyen yıllarda değiştirilemeyecektir.

Yıl veya gün esasına göre amortisman ayırabilme serbestisi tanınan iktisadi kıymetler bakımından, söz konusu yöntemlerden biri ile amortisman hesaplanmasına başlandıktan sonra, hesaplama şekli değiştirilemeyecektir.

Söz konusu maddenin uygulama usul ve esaslarını belirleme konusunda T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.

6) Şüpheli Alacak Uygulamasında Dava ve İcra Takibine Değmeyecek Derecede Küçük Olan Alacaklara İlişkin Azami Bir Tutar Belirlenmesi

Şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için temel kural, alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmesinin tespit edilmesidir. Alacağın tahsilinin hangi durumlarda şüpheli sayılacağına ilişkin belirlemede Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesinde iki ölçü sayılmıştır:

1) Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,

2) Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar.

Kanun Teklifi’nin 35 inci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesinde yapılması öngörülen değişikle, dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük olan alacaklara ilişkin 3.000 TL’lik bir azami tutar belirlenmektedir. Diğer taraftan şüpheli alacak hükümlerinin işletme hesabı esasında defter tutan mükellefler açısından da uygulanabilmesine imkan tanınmaktadır.

7) Yenileme Fonu Ayrıldığı Durumlarda Fon Hesabındaki 3 Yıllık Bekleme Süresinin Başlangıcı

Yenileme fonunun ayrılabilmesi; amortismana tabi bir iktisadi kıymetin varlığı ve bu kıymetin satılmasından oluşan karın aynı neviden yeni bir iktisadi kıymet alımında kullanılması halinde söz konusu olabilmektedir.

Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde satıştan doğan kar, yenileme giderlerini karşılamak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami 3 yıl süre ile tutulabilmektedir. Her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde kullanılmamış olan karlar ise üçüncü yılın vergi matrahına eklenmektedir. Bu uygulama çerçevesinde, söz konusu 3 yıllık sürenin, satışın yapıldığı yıldan mı yoksa satışın yapıldığı tarihi takip eden yıldan itibaren mi başladığı terreddüt edilen bir konu olmaktaydı.

Kanun Teklifi’nin 36 ncı maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 328 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, 3 yıllık sürenin, satışın yapıldığı tarihi takip eden yıldan itibaren başlayacağı yönünde düzenleme yapılmaktadır.

Buna göre, satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı gerçekleşmezse, geçici hesapta tutulan kar, satışın yapıldığı yılı takip eden 3 üncü takvim yılının kar ve zarar hesabına eklenecektir.

Satışın yapıldığı yılı takip eden 3 üncü takvim yılının sonundan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde pasifte geçici bir hesapta tutulan kar, o yılın kar veya zarar hesabına eklenecektir.

8) Nakdi Sermaye Artırımı Uygulamasında Yurt Dışından Gelen Sermayeye Daha Fazla İndirim İmkanı

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Diğer indirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde; sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50'sinin kurum kazancından indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Kanun Teklifi’nin 59 uncu maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yapılması öngörülen değişiklikle, söz konusu %50 oranının yurt dışından gelen sermaye payları için %75 olarak uygulanması yönünde düzenleme yapılmaktadır.

9) Yatırıma Katkı Tutarının %10’luk Kısmının Özel Tüketim Vergisi ve Katma Değer Vergisi Hariç, Diğer Vergi Borçlarından Terkin Edilmek Suretiyle Kullanılmasına Olanak Sağlanması

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun mevcut 32/A maddesinde yer alan indirimli kurumlar vergisinde, mükellefler yatırım teşvik belgesi kapsamında yapmış oldukları yatırımlar nedeniyle hak kazandıkları yatırıma katkı tutarlarını, gerek yatırım tamamlandıktan sonra elde ettikleri gelirlerine, gerekse de yatırım döneminde diğer faaliyetlerinden elde ettikleri gelirlerine indirimli oranda kurumlar vergisi uygulamak suretiyle kullanabilmektedirler.

Kanun Teklifi’nin 62 nci maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesine eklenmesi öngörülen 8 inci fıkrayla, yatırım katkı tutarının %10'luk kısmı, Kurumlar Vergisi Beyannamesinin verilmesi gereken ayı takip eden ikinci ayın sonuna kadar talep edilmesi şartıyla, Özel Tüketim Vergisi ve Katma Değer Vergisi hariç olmak üzere tahakkuk etmiş diğer vergi borçlarından terkin edilmek suretiyle kullanılabilecektir.

Bu tutar ile birlikte bu tutarın bir katı, vazgeçilen yatırıma katkı tutarı olarak toplam yatırıma katkı tutarından düşülecektir. Yatırımın bütünü itibarıyla terkini talep edilebilecek toplam tutarın hesabında ise, mükellefin ilgili yatırım teşvik belgesi kapsamındaki toplam yatırım harcamasına yatırıma katkı oranının uygulanmasıyla belirlenen tutarın %10’unun aşılması mümkün olmayacaktır.

Teklif’in 63 üncü maddesi ile söz konusu düzenleme, gerek mevcut gerekse yeni alınacak yatırım teşvik belgeleri kapsamında 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren yapılacak yatırım harcamalarına uygulanmak üzere yürürlüğe girecektir.

1 Ocak 2022 tarihinden önce yapılan yatırım harcamaları nedeniyle hak kazanılan ancak kazanç yetersizliği nedeniyle henüz kullanılamamış yatırıma katkı tutarları bu kapsamda değildir.

10) İnceleme Esnasında Pişmanlıkla Beyanname Verilmesi

Vergi Usul Kanunu’nun 371 inci maddesinin (2) numaralı bendinde “Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması.” pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanname verebilmenin koşullardan biri olarak sayılmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 42 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 371 inci maddesinin (2) numaralı bendinin “Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde “Haber verme dilekçesinin yetkili memurlar tarafından mükellef nezdinde haber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın ve ilgili olduğu vergi türünün takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmi kayıtlara geçirilmiş olması.” şeklinde değiştirilmesi öngörülerek, mükelleflerin, haklarında yapılmakta olan vergi incelemesi ya da yapılan takdire sevk işlemine ilişkin vergi türünden farklı vergi türü için pişmanlıkla beyanname verebilmesi mümkün hale gelmektedir.

11) 5.000 Türk lirasını Aşan Usulsüzlük ve Özel Usulsüzlük Cezalarının Uzlaşma ve Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Kapsamına Alınması

27 Mart 2018 tarihli 7103 sayılı Kanun’un 15 inci maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun “Tarhiyat Öncesi Uzlaşma” başlıklı Ek 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları, tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamından çıkarılmış; aynı kanunun 14 üncü maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun “Vergi Ziyaı, Usulsüzlük ve Özel Usulsüzlük Cezalarında İndirme” başlıklı 376 ncı maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için yapılabilecek indirim oranı 1/3’ten 1/2'ye çıkarılmıştı.

Kanun Teklifi’nin 44 üncü maddesi ile 5.000 Türk lirasını aşmayan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için ise Kanun’un 376 nci maddesindeki indirim oranının %50 artırımlı olarak uygulanabilmesi temin edilmektedir.

12) Alış Bedeli Ölçütünin Kanuna Eklenmesi

Değerleme ölçüleri, Vergi Usul Kanunu’nun 261 inci maddesinde sayılmakta olup, bunlar; maliyet bedeli, borsa rayici, tasarruf değeri, mukayyet değer, itibari değer, vergi değeri, rayiç bedel, emsal bedeli ve ücretidir.

Kanun Teklifi’nin 26 ncı maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 261 inci maddesinin birinci fıkrasına 9 uncu değerleme ölçütü olarak “Alış bedeli” eklenmektedir.

Diğer taraftan, Kanun Teklifi’nin 28 inci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’na eklenmesi öngörülen 268/A maddesiyle alış bedelinin tanımı aşağıdaki şekilde yapılmaktadır.

“Alış bedeli, bir iktisadi kıymetin satın alma bedelidir. İktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi ile ilgili diğer giderler alış bedeline dahil değildir.”

13) Maliyet Bedeline Girmesi Zorunlu Olan ve Olmayan Unsurların Belirlenmesi

Maliyet Bedeli tanımına Vergi Usul Kanunu’nun 262 nci maddesinde yer verilmiştir. Bununla birlikte, Vergi Usul Kanunu’nda hangi iktisadi kıymetin (gayrimenkul, demirbaş, emtia gibi) değerlemesinde, değerleme ölçüsü olarak “maliyet bedeli” kullanılacağı toplu bir halde sıralanmamaktadır.

Kanun Teklifi’nin 27 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 262 nci maddesinde yapılması öngörülen düzenlemeyle, söz konusu dağınıklık giderilmekte, maliyet bedeline girmesi zorunlu olan ve olmayan unsurlar kapsamlı olarak sayılmak suretiyle kanuna eklenmektedir. Uygulamada tereddütlere neden olan, maliyet bedeline zorunlu veya ihtiyari olarak dahil edilmesi öngörülen giderler sayılmak suretiyle maliyet bedelinin nelerden oluştuğu açıklığa kavuşturulmaktadır.

Buna göre aşağıda sayılan giderler de maliyet bedeline dahil edilecektir:

a) İktisadi kıymetin iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile doğrudan ilgili; gümrük vergileri, gümrük komisyonları, yükleme, boşaltma, nakliye ve montaj giderleri,

b) İktisadi kıymetin iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile doğrudan ilgili; resim ve harçlar, noter, tapu, mahkeme, değer tespiti, danışmanlık, komisyon ve ilan giderleri,

c) İktisadi kıymetin finansmanında kullanılan kredilere ait faiz giderleri ve bunlara ilişkin kur farklarının; emtiada emtianın stoklara girdiği tarihe kadar, diğer iktisadi kıymetlerde ise iktisadi kıymetin envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar olan kısmı ile söz konusu kredilere ilişkin giderler (Faiz giderleri ile kur farklarının diğer kısımlarını maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler),

ç) iktisadi kıymetin stoklara veya envantere alındığı tarihe kadarki depolama ve sigorta giderleri,

d) Gayrimenkullerde mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsasının tesviyesinden mütevellit giderler.

Gayrimenkullerle doğrudan ilgili olması şartıyla, bunların envantere alındığı hesap dönemi sonuna kadar alınan hibeler maliyet bedelinden indirilecektir.

İktisadi kıymetin (emtia hariç) iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile ilgili olan özel tüketim vergisi, indirilemeyecek katma değer vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonunu maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler.

14) Elektronik Ortamda Vergi Dairesinin Kurulması

Kanun Teklifi’nin 12 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, fiziki ortamdan bağımsız olarak elektronik ortamda vergi dairesinin kurulması, vergi dairelerinin diğer vergi dairelerinin şubesi olarak belirlenmesi suretiyle mükelleflere hızlı ve etkin hizmet verilebilmesinin sağlanması, vergi dairesince yapılan işlemlerin elektronik ortamda kurulan vergi daireleri tarafından da yerine getirilmesini temin edecek düzenlemeler yapma konusunda T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

15) Vergi İncelemesinin Uzaktan Yapılabilmesi

Vergi incelemeleri, esas itibarıyla incelemeye tabi olanın iş yerinde yapılmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 17 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 139 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, vergi incelemelerinin, inceleme elemanının dairesinde uzaktan yapılabilmesine imkan sağlanmaktadır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.

16) Vergi İncelemesine “Yazılı Bildirim” ile Başlanması

Vergi incelemelerine, mükellef ile birlikte imzalanan incelemeye başlama tutanağı düzenlenerek başlanılmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 18 inci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 140 ıncı maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, incelemeye tutanak düzenlenerek başlanılmayacak, bunun yerine mükellefe yapılacak “yazılı bildirim” ile incelemeye başlanacaktır. Yapılan değişiklik ile uluslararası uygulamalara uygun bir yöntem olan yazılı bildirim sayesinde kamusal denetim sürecinin hızlandırılması amaçlanmaktadır.

17) Elektronik Ortamda Tutulan Defterler için Berat Alınması veya Defterlerin Onaylanmasının Tasdik Yerine Geçmesi

Kanun Teklifi’nin 20 nci maddesiyle Vergi Usul Kanunu’na eklenmesi öngörülen 226/A maddesiyle, fiziki ortamda tutulan defterlerde bulunan tasdik zorunluluğuna benzer şekilde, e-defterler için berat alınması veya defterlerin onaylanmasının tasdik hükmünde sayılması, berat alınması ve onay işlemlerinde belirlenen usul, esas ve sürelere uyulmaması halinde ise defterlerin tasdik ettirilmemiş sayılması düzenlenmektedir.

18) YMM Tasdik Raporu Gerektiren Durumlar için 60 Günlük Ek Süre Verilmesi

Vergi kanunlarında yer alan muafiyet, istisna, zarar mahsubu ve benzeri hükümlerden yararlanılması için kimi durumlarda yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu aranmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 22 nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227 nci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, yararlanılması yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu ibrazı şartına bağlanan muafiyet, istisna, zarar mahsubu ve benzeri konularda, tasdik raporunun süresi içerisinde ibraz edilmemesi durumunda, mükellefe tebliğ edilmek şartı ile 60 günlük bir mühlet verilmesi ve bu süre içinde verilmesi halinde tasdik raporunun zamanında verilmiş sayılması; tasdik raporunun bu süre içinde ibraz edilmemesi halinde ise mükelleflerin tasdike konu haktan yararlanamaması düzenlenmektedir.

19) Varlık Yönetim Şirketlerine Uygulanan Bazı İstisnaların Sürekli Hale Getirilmesi

Varlık yönetim şirketlerine kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince damga vergisi, harç ve KKDF istisnası uygulanmaktadır.

Kanun Teklifi’nin 58 inci maddesi ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143 üncü maddesinin altıncı fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, varlık yönetim şirketlerine kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince uygulanan damga vergisi, harç ve KKDF istisnası sürekli hale getirilmekte, söz konusu şirketlere tanınan banka ve sigorta muameleleri vergisine ilişkin istisna kaldırılmaktadır.

20) Basit Usule Tabi Olanların Ticari Kazançları Gelir Vergisinden İstisna Tutulması

Gelir Vergisi Kanunu’nun 47 inci maddesinde basit usule tabi olmanın genel şartları ve 48 inci maddesinde basit usule tabi olmanın özel şartlarına yer verilmektedir.

Kanun Teklifi’nin 1 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenmesi öngörülen mükerrer 20/A maddesiyle, Gelir Vergisi Kanunu’nun 47 ve 48 inci maddelerinde yazılı şartları karşılayarak basit usulde vergilendirilen mükelleflerin ticari kazançları, gelir vergisinden istisna edilmektedir. İstisna kapsamındaki bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecek ve diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmeyecektir.

21) Gider Pusulasının Düzenlenme Zorunluluğunun Bulunduğu Durumlara Açıklık Getirilmesi

Vergi Usul Kanunu’nun “İspat Edici Kağıtlar” başlıklı 227 nci maddesinde, “Bu Kanun’da aksine hüküm olmadıkça, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü bulunmaktadır. Söz konusu kayıtların ise anılan Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu şeklindeki belgelerden herhangi birisi ile tevsik edilmesi gerekmektedir.

Kanun Teklifi’nin 23 üncü maddesi ile Vergi Usul Kanunu’nun 234 üncü maddesinde yapılaması öngörülen düzenlemeyle, gider pusulasının düzenlenme zorunluluğunun bulunduğu durumlara açıklık getirilmektedir.

Ayrıca, maddede öngörülen hallerde banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler (dekont, alındı vb.) ile bu Kanun uygulamasında belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler gider pusulası yerine kabul edilmekte ve bu hallerde mükellefler tarafından ayrıca gider pusulası düzenlenmemesi sağlanmaktadır.

22) Sosyal Medyadan Elde Edilen Kazançların Belirli Bir Tutarına Kadar İstisna Getirilmesi

Sosyal medyada sosyal içerik üreticilerinin elde ettikleri kazançların tamamı Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazançlara ilişkin hükümleri çerçevesinde vergiye tabi tutulmaktadır. Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olanlar arasında sayıldıklarından, aynı maddede sayılan ödemeleri nakden veya hesaben yapmaları durumunda muhtasar beyanname vermeleri gerekmektedir.

Kanun Teklifi’nin 2 nci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenmesi öngörülen mükerrer 20/B maddesiyle, sosyal medya üzerinden paylaşım yapan sosyal içerik üreticilerinin elde ettikleri kazançlar ile mobil cihazlarda uygulama geliştirenlerin bu uygulamalardan elde ettikleri kazançları Gelir Vergisi Kanunu’nun 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmamak kaydıyla istisna kapsamına alınmaktadır.

Bu istisnadan faydalanılabilmesi için Türkiye’de kurulu bankalarda bir hesap açılması ve bu faaliyetlere ilişkin tüm hasılatın münhasıran bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi şarttır.

Bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla %15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapmak ile yükümlü olacaklardır. Bu tutar üzerinden 94 üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacaktır.

23) Tarımsal destekleme ödemelerinde kazanç istisnası getirilmesi

Gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerin vergilendirme usulü tevkifat yoluyla vergilendirme olduğu için, bu ödemeler de ödemenin niteliğine göre farklı oranlarda tevkifat yoluyla vergilendirilmektedir.

Kanun Teklifi’nin 3 üncü maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenmesi öngörülen mükerrer 20/C maddesiyle, Kamu kurum ve kuruluşları tarafından çiftçilere yapılan destek ödemeleri gelir vergisinden istisna edilmekte ve bu ödemelerden herhangi bir vergi kesintisi yapılmaması sağlanmaktadır.

Söz konusu Teklif metnine aşağıdaki bağlantı yoluyla ulaşabilirsiniz.

Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

Saygılarımızla

Copy text of article