İslami finans ve petrol fiyatları

İslami finans ve petrol fiyatları – Gidişat ne yönde?

Modern bankalar 1970’li yılların ortalarından itibaren İslami finans seçenekleri sunmaya başladılar. Bu dönem boyunca, İslam dünyasında petrol patlamasını da içeren büyük gelişmeler meydana geldi. Bu gelişmelere, İslam öğretilerinin finansal ve ticari işlerin nasıl gerçekleştireceği de dahil olmak üzere, bireyin yaşamının tüm yönlerine hitap etmesine bağlı olarak daha büyük kültürel farkındalık ve gurur duygusu eşlik etti. Bu dönemden itibaren ve yukarıda sayılanların bir sonucu olarak İslami finans, günümüzde toplam varlıklarının 2 trilyon $'ı aştığı düşünülen, yaygınlaşmaya ve talep artışına bağlı olarak sadece İslam dünyasının çoğu bölgesinde değil, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın bazı bölgelerinde de erişilebilir olan küresel bir endüstriye doğru evrilmeye başladı.

Bu varlıkların yaklaşık %80'i İslami bankalarda veya diğer ticari bankaların İslami bölümlerinde (diğer adıyla "İslami pencereler") tutuluyor. İslami yatırım fonlarının yaklaşık %15'ini Sukuk (bonoların İslami karşılığı), geri kalanını ise Takaful (İslami sigorta) oluşturuyor.

Şeriata uygun varlıkların büyük çoğunluğunun coğrafi olarak Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC) ülkelerinde ve daha geniş ölçekte Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde tutulduğu tahmin ediliyor. Ancak, önemli bir miktarın Asya'da ve en az 1980’lerden bu yana endüstriyel bağlamda lider oyunculardan biri olan Malezya'da bulunduğu biliniyor.

Yıllık büyüme oranlarının sıklıkla %15-20’lerin üzerine çıkması ve emtia fiyatlarının yükselmesi ile İslami finans geride bıraktığımız on yılın ilk yıllarında tüm dünyada manşetlere konu olmaya başladı. Yeni kurumların pazara dahil olması ve HSBC, Deutsche Bank, JP Morgan ve diğerleri gibi küresel oyuncuların İslami Finansa ve büyüme hikayesine yatırım yapmasıyla İslami finans tüm dünyanın ilgisini çekmeye başladı.

İslami finans varlıkları, son beş yıldır çift haneli oranlarda büyüme kaydediyor. Ancak, petrol fiyatlarındaki düşüş ve ABD'nin yakın gelecekte faiz artışına gidecek olması, çok sayıda piyasa yorumcusunun bu durumun önümüzdeki yıllarda sürdürülebilir olup olmayacağını ve İslami finanstaki büyümenin kaçınılmaz biçimde petrol fiyatlarına bağlı olmaya devam edip etmeyeceğini sorgulamasına yol açıyor.

İslami finans varlıkları, yakın dönemdeki büyüme oranlarına rağmen Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC), İran ve Malezya'da yoğunlaşmış durumda kalmaya devam ederken, hala küresel finansal hizmetler varlıklarının yüzde birinden daha düşük bir bölümünü temsil ediyor.

Petrol ihraç eden ülkeler, küresel İslami finans sektörünün arkasındaki önemli itici güçlerin bazılarını teşkil ediyor. Dolayısıyla, petrol fiyatlarındaki düşüşten en fazla bu ülkelerin kamu finansmanı etkileniyor. Petrol ihraç eden bu ülkelerin hükümetleri, İslami finansı fonlama profillerini çeşitlendirmek amacıyla sıklıkla kullandıkları gibi, pek çok yerel paydaşı olan ve "bölgeye özgü" olarak görülen bu sektörün büyüme ve gelişmesine yönelik desteklerini de gösterdiler. Enerji ihraç eden altı Körfez Arap ülkesinin büyük gelişim planları var ve genel büyümeyi desteklemek amacıyla harcama yapmaya devam etmeleri muhtemel, ancak petrol fiyatları daha da düşerse yatırım strateji ve politikalarını gözden geçirmeleri gerekebilir ve bu durumdan İslami finans da kaçınılmaz olarak etkilenecektir.

Ham petrolün varili, 12 Ocak 2016 tarihinde ABD referans fiyatının Aralık 2003'ten bu yana en düşük seviyesine gelmesiyle 30,44 $ seviyesinde duruldu. Bugünün ve 12 yıl öncesinin fiyatları aynı seviyedeyken, iki dönem arasında petrol piyasasının temel unsurlarındaki farklılık önemli boyutlara ulaştı.

Petrol en son bu seviyelerde olduğunda fiyatlar şu an olduğunun aksine yukarı seyir halindeydi. Çin'in petrol ithalatı çift basamaklı oranlarda artarak hızla gelişen ekonomiyi beslerken, Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı üyesi ülkeler fiyatları yukarıda tutmak için üretimi sınırlandırıyorlardı. Irak İkinci Körfez Savaşında hasar gören kuyularını onarırken, İran ekonomisi yaptırımlar dolayısıyla hala dışarı kapalıydı.

Bugüne geldiğimizde, Çin'in enerji talebinin ekonomisi ile birlikte yavaşlayabileceğini görüyoruz. Suudi Arabistan, ABD'de yeni keşfedilen petrol kaynaklarını işleten üreticilerle rekabet edebilmek için hızla petrol pompalıyor ve yatırımcılar artık İran'dan olası bir petrol akışını da destekliyor.

Ancak, IMF'nin yakın tarihli bir raporunda 2008-2009 yıllarında yaşanan küresel kredi daralmasının bir sonucu olarak petrol fiyatları ile bankaların kârlılığı arasındaki korelasyon incelendi. Araştırma sonucunda, en son petrol fiyatı şokunun bankacılık sektörünün kârlılığı üzerindeki etkisinin, zayıf risk yönetimi çerçevesine, daha saldırgan işletme modellerine ve düşük kalitede varlık defterlerine sahip bazı kuruluşlara doğrudan etkileri olmakla birlikte, bunlar istisna olarak değerlendirildiğinde değişmediği ve dolaylı olduğu görüldü.

Çalışmanın sonuçları, petrol fiyatı şoklarının etkisinin, her ikisi de büyük piyasa dalgalanmalarına karşı kırılgan olan ticari gelir ve işlem ücretleri güdümlü düzensiz toptan satış piyasaları ve gelirlerine dayalı bir fonlama profili de dahil olmak üzere çok sayıda faktöre bağlı olarak (İslami olmayan) yatırım bankalarında daha yüksek seviyelerde hissedildiğini öne sürüyor. İslami bankaların çoğu, fonlamayı bireysel banka müşterilerinden sağladıkları için piyasadaki dalgalanmalardan daha az etkileniyorlar ve tipik olarak daha tutucu işletme modellerine ve risk yönetimi anlayışına sahipler.

Yine de, birkaç İslami bankanın geleneksel emsalleri ile aynı gerilime maruz kaldığı da unutulmamalıdır. Benzer şekilde, petrol fiyatlarındaki düşüşün geleneksel finans kurumlarının yanı sıra İslami kuruluşları da etkilemesi muhtemeldir.

Dolayısıyla, petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü hareket, İslami finans hizmetleri sektörünün yakından yönetmesi gereken bir güçlük olacaktır. Ancak, her ne kadar sektör, geleneksel emsalleri ile karşılaştırıldığında hala "genç" olsa da, geride kalan yıllar boyunca birkaç ekonomik krizi atlattığı için artık çok daha deneyimli ve sektörün düzenleyicileri ve çalışanları 20 veya 30 yıl öncesine göre daha fazla sayıda risk yönetimi ve çeşitlendirme aracına sahip oldukları için daha olgunlar.

GCC ülkelerinin çoğu dünyanın her tarafındaki varlık yönetimi kuruluşlarındaki küresel nakit rezervleri çekerken, bu ihtiyacı sıklıkla siyasi gelişmeler kadar petrol fiyatlarının etkisi de tetikledi.

Standard &Poor’s Derecelendirme Servisine göre İslami finans sektöründe 2016 yılında orta seviyede büyüme gerçekleşecek. Büyüme daha yavaş hızda sürerken, etkileri İran'ın açılması ve Avrupa, Rusya, BDT ülkeleri ve Afrika gibi çekirdek olmayan piyasalardan daha fazla ihraç ile belli ölçüde dengelenecek. Ancak S&P, büyümenin gelecek on yılda hız kazanmasını bekliyor. İran, Batı dünyası ile yaptığı nükleer anlaşması sayesinde on yıllardır maruz kaldığı yaptırımlardan kurtulmanın sayesinde büyüme açısından kilit pazar olabilir.

Aynı zamanda, ekonomisi ağırlıklı olarak petrol fiyatlarına bağımlı olmayan Malezya da küresel İslami finans sektöründe her zaman önemli bir oyuncu olmuştur ve genellikle küresel sukuk ihracı hacimlerine yön vermiştir. Müslüman olmayan çok sayıda hükümet de, harcama ivmelerini petrol fiyatının düşük olduğu bir ortamda sürdürürken yeni kaynaklardan içeri yönlü yabancı yatırım çekmek amacıyla bütçelerini çeşitlendirebilecekleri bir mecra olarak İslami finans üzerinde çalışmaya devam etmektedir. İngiliz Hükümeti, İslami finansa olan bağlılığını ve İngiltere ekonomisinin İslami finans ile "iş yapmaya açık" olduğunu göstermek amacıyla 2014 yılında çığır açan bir sukuk ihracına imza atmıştır.

Petrol fiyatlarının gelecekteki görünümü üzerinde piyasanın fikir birliğine varması zor görünüyor. Bazı yerel bankalar, petrol fiyatlarının 12 ay içinde varil başına 40-50$ seviyelerine ulaşacağına inanıyor. Diğerleri ise konuya daha temkinli yaklaşıyor ve 2016 yılı içinde petrol fiyatlarının 30$'ı aşmayacağını iddia ediyor.

Petrol fiyatlarındaki değişkenlik, sadece İslami bankacılık sektörünü etkilemeyecek, bankacılık alanının tamamı üzerinde etkisi olacaktır. Bir bankanın başarısını belirleyen, İslami bankacılığı mı yoksa geleneksel bankacılığı mı seçtiği değil, yönetim portföyünün türü de dahil olmak üzere çalışma yöntemi olacaktır. Bu nedenle, petrol fiyatlarındaki düşüşün devam etmesi durumunda, İslami bankacılık sisteminin geleneksel bankacılığa göre daha kırılgan bir konumda bulunduğu sonucuna varmak, hukuki bir bakış açısıyla oldukça zordur.

Petrol üreten ulusların çoğu, İslami bankacılık yapılarının geleneksel kuruluşlarla yan yana verimli bir şekilde çalışmasına olanak tanıyan istikrarlı bir hukuki yapıya sahipler. Daha geniş çapta bankacılık sektörü düşen petrol fiyatlarından zarar görürse, muhtemelen sadece geleneksel veya İslami bankalara yönelik değil, tüm bankacılık sektörü için hukuki ve düzenleyici yapıda politikalar formüle edilecektir.

Diğer taraftan, İslami bankalar doğaları gereği riskten kaçınırlar. Kumar, belirsizlik ve spekülasyon yasakları düşünüldüğünde, kendilerini yüksek risk ve oynak yatırımlardan koruma konusunda daha iyi pozisyon alırlar.

Sonuç olarak küresel ekonomi, petrol fiyatlarındaki ani düşüş, zorlu küresel hisse senedi piyasaları, yüksek bölgesel siyasi gerilimler ve küresel finans piyasalarında devam eden reform nedeniyle zor durumda kalmaya devam edecektir. İslami bankalar, sadece İslami bankacılığın çoğunun petrol açısından daha zengin bölgelerde yoğunlaşması nedeniyle bu düşüşten daha fazla etkilenmektedir. Ancak diğer taraftan, geçmişte de görüldüğü üzere bu kriz zamanlarında İslami bankaların performansının, geleneksel bankalar ile karşılaştırıldığında daha istikrarlı ve tutucu olan işletme modellerine bağlı olarak daha esnek ve dayanıklı olduğu söylenebilir.